21 Ekim 2014 Salı

Pembe Umuttur

Merhaba,


Ekim ayı meme kanseri bilinçlendirme ayı . 2 sene önce tam bu vakitler ablamın meme kanseri olmasına üzülürken, onun ameliyatı ve kemoterapi başlangıcından hemen sonra , 2012 Kasım’da meme kanseri olduğumu öğrenmiştim. Tedavi zamanı yaşadıklarımı , kanserle nasıl başetmeye çalıştığımı burada paylaşmıştım sizinle. Çok şükür o günler geride kaldı. Zorluklar yaşadım bir sürü ama geriye dönüp baktığımda başka türlü hiçbir şekilde öğrenemeyeceğim hayat dersleri almışım. Bana o günlerden kalan en büyük arıza ise yeniden kanser olma korkusudur. Ancak takdir edersiniz ki bu korkuyla yaşanmaz , onun yerine gerekli tüm kontroller bir gün bile aksatılmadan yapılır. Ayrıca sağlıklı yaşam için gereken tüm çaba eksiksiz yerine getirilir. 



Pek çok insan ve kurum meme kanserinin erken teşhisi için büyük bir özenle çaba gösteriyor. “Pembe Umuttur” mesajıyla meme kanseri konusunda bilinçlendirme hedefleyen güzel bir blog var takip ettiğim : http://memekanserilesavas.blogspot.com.tr/

Meme kanseri hakkında çok güzel bilgilendiriyor , yazıları ve tavsiyeleri rehber niteliğinde.

Bir ara yaptırırım deyip atlamayın lütfen , mamografi ve ultrasonu sakın ihmal etmeyin. Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor ve meme kanserini ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarıyor. Erken teşhisi sağlayan mamografinin herhangi bir zararı yok.

Sağlıklı , kanserden uzak bir hayat diliyorum hepimize.



7 Eylül 2014 Pazar

Thassos

Geçen seneki Sakız adası tatili ile Yunan adalarına ilk girişi yapmıştık, bu yaz da Thassos ile seriyi devam ettirelim dedik. Bu gördüğüm ikinci Yunan adası , yine çocukluğumdaki gibi bakir plajlardan denize girme zevkini yaşadım Sakız’da olduğu gibi. Turing’den uluslararası ehliyet ve yeşil sigorta gibi vakit almayan, sadece para alan formaliteleri tamamlayıp 29 Ağustos sabaha karşı yola çıktık.  Tarihi özellikle belirtiyorum , sakın ola Ağustos sonuna Thassos’a gitmeye kalkmayın. Sıra yokken 10 – 15 dakikada geçilen İpsala sınır kapısından yaz tatili bittiği ve okullar açıldığı için Almanya’ya geri dönen pek çok kişi olduğundan biz 5.5 saatte geçebildik ! Eziyet oldu , ancak Keramotiye varıp feribota bindiğimiz anda herşeyi unuttuk. Martılara ekmek verip denize bakarak ferahladık ve sınırdaki 5.5 saatlik azabın etkisinden kurtulduk.


Keramoti'den Thassos'a feribotla giderken martılar



Thassos yemyeşil  bir ada , her zevke uygun pek çok plajı var. Benim gördüğüm ve yüzdüğüm plajlar  : Golden Beach , Paradise Beach, Aliki , Notos , Tarsanas, Papalimani ve La Scala. Hepsini de gitmeden önce okumuştum , nokta atışı yaparak önceden tavsiye edilenlere gittik sadece. Gerçi 3.5 günde bayağı bir plaj görmüş olduk. Ben en çok Aliki plajının arkasından patika yolla gidilen arkeolojik kalıntılı denizi sevdim. Bol balıklı , acayip berrak , çok güzel bir denizi vardı. Kayaların üzerinden , düşmemeye ve deniz kestanelerine basmamaya çalışarak girdik denize. Zor olan güzeldir diye düşünüyorum , kayalardan kayıp kafamı yarmaktan korkarak girdiğim deniz en güzeliydi. 

Konfor isteyene ise La Scala ve Papalimani’yi tavsiye ederim , gayet güzeldi onlar da. 

La Scala Beach

Papalimani


Sakız’da da, Thassos’da da beach’lere girmek için para vermiyorsunuz. En fazla 3 Euro şezlong parası alınıyor, hatta çoğu yerde sadece bir şey yer ya da içerseniz onu ödeyip karşılığında plajdan bütün gün faydalanıyorsunuz. Para tırtıklamak için etrafınızda dolanan kimse olmuyor. Bir de denizde neredeyse hiç tekne yoktu. Dolayısıyla tekneden hunharca ve terbiyesizce salınan sintinenin yarattığı öfkeyi yaşamadan huzur içinde denize giriyorsunuz.

Aliki



Thassos’la ilgili tavsiyelerimi şöyle sıralayayım :

-Aliki’de denize girilir.
-Simi’de en az bir akşam mutlaka balık, ahtapot yenir , bir gün önceden rezervasyon yapmanız gerekir.
-Panagia köyüne gidilir , kuzu ya da oğlak çevirme yenir.

Panagia köyünden Golden Beach manzarası


-Theologos köyüne gidilir , köyün küçük sevimli müzesi gezilir. Dev çınar gölgeli “Old Museum” kafesinde oturulup frappe içilir. Yol kenarındaki teyzeden zeytinyağı ve bal alınır.

Theologos köyü




-Kazaviti’ye bir akşamüstü gün batmadan gidilir. Monastery okunu takip ederek adanın tepesindeki Manastıra çıkıp muhteşem manzaraya bakılır-mış. Biz yapamadık çünkü gece karanlıkta gittik ve bir şey göremedik. Sevimli bir köy kahvesinde frappe içip döndük.

Thassos sevimli bir ada, Doğu kısmı sanırım daha güzel. Biz Potamias ve Panagia'da kaldık. Bir daha gider miyim , evet , sırf Aliki'de bir kez daha yüzmek ve Papalimani'de aşağıdakileri bir daha yemek için tekrar giderim. Size de tavsiye ederim.




10 Temmuz 2014 Perşembe

Kış Uykusu



Nuri Bilge Ceylan’ı ilk Mayıs Sıkıntısı filmi ile tanıdım. Uzun ve seyretmesi zor bir filmdi , öyle akıp giden , kolayca izlenen , kafa boşaltmaya yardımcı gişe filmleri gibi değildi tabi. Ama sabredip seyredene ödül olarak son derece doğal oyunculuklar sunan , alışageldiğimiz filmlerden farklı bir filmdi. 2014 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan “Kış Uykusu”nun vizyona girmesini sabırsızlıkla bekledim. 3.5 saat sürdüğü için gündüz gittim , filmi hakkını vererek , dinç kafayla seyretmek istedim. Özendiğime değdi doğrusu.


Filmin seyri boyunca düşündüren , sorgulatan bir film Kış Uykusu. Pek çok insani zaafı ve kusuru vurgulamadan ve abartmadan, inceden gözümüzün önüne seriyor. Haluk Bilginer’in büyük bir başarıyla canlandırdığı Aydın karakterinin nezaketle perdelediği kibri mesela. Yerel bir gazete için yazdığı yazılarda toplumu daha iyiye götürmek adına yaptığı tespit ve önerilerde , içinde olmadığı  , anlayamayacağı konular hakkında ahkam kesmesi. Aydın’ın sahibi olduğu otelin karanlık odalarına hapsolmuş genç karısı Nihal’in yardımseverlik çalışmalarıyla boğucu çemberini kırmaya çalışması, Aydın’ın karısının bu çabalarını küçümsemesi. Nezaketi elden bırakmadan “Nihalcım , ah iki gözüm , bu işler böyle olmaz ki “ ukalalığı. Aydın ile kız kardeşi arasındaki gayet medeni ve usturuplu, kabalaşmayan bir dille birbirlerine laf sokmaları. Adeta birbirlerini laf ve imalarla dövmeleri. Baktığında seviyesizlik , çirkinlik , bağırtı , çağırtı yok. Ama samimiyetsizlik diz boyu.


Oyunculuklar mükemmel , Aydın rolünde Haluk Bilginer döktürüyor, kızkardeş Demet Akbağ süper, Aydın’ın karısını canlandıran Melisa Sözen’in oyunculuğu zaten çok konuşuldu ve beğenildi, imamı canlandıran Serhat Kılıç’a alkış tutasım geldi. İnsanın içine işleyen sahneler filmde bolca mevcut. Babasından okkalı bir tokat yiyen küçük çocuğun (İlyas) babasının yüzüne bakışındaki ifadesi , Aydın’ın otelinde kalan motorsikletle orayı, burayı gezen , bir sürü şey yapan ama aslında hiçbirşey yapmayan  gençle Aydın arasındaki kibir dolu samimiyetsiz muhabbet, muhtemelen Aydın’ın nazik ukalalığından bunalıp kendini hayır işlerine vuran Necla'nın Aydın’la ilgili haklı ve isabetli tespitlerini ağlayarak haykırması , ve bunu yaparken tıpkı bir çocuk gibi ağlaması.


Zamanında İstanbul’un insanı sürekli meşgul tutan sosyal hayatından çıkıp Anadolu’ ya gelmiş , uzun kışlarını içine tıkılıp kaldıkları karanlık otel odalarında geçiren Aydın ve kızkardeşinin arasındaki bol laf çakmalı diyaloglar içimi şişirdi , ancak sıkıldığımdan ya da beğenmediğimden değil. Çok iyi oyunculuktu. İçimi şişirense kardeşlerin bile birbiriyle candan , içten , samimi bir ilişki kuramamış olmasıydı. Aydın’ın karısı Nihal ise daha sempati duyulan bir karakter : yaşlı kocanın genç ve güzel karısı olarak ruhsal ve bedensel yalnızlığının yarattığı hüznü yüzünden okunan Nihal, aydın ukalalığı sergileyen kocasının ‘bu işler nasıl olur, ben bilirim’ tavırlarından odasına kapanarak uzak durmaya çalışıyor. Çevredeki okullar için yardım toplama çalışmaları yaparak varlığını anlamlandırmaya çalışıyor.  


Nuri Bilge Ceylan’a büyük saygı duyuyorum , hem yönetmenliğinden dolayı , hem de büyük ödüller alırkenki mütevazi halleri için. Kış Uykusu’nda eleştirilecek yanlar da vardır belki , bilemiyorum. Ben çok severek seyrettim , ve diğer NBC filmlerinden farklı olarak bu filmde bol replik olmasını da sevdim. Nuri Bilge Ceylan severlere Kış Uykusu hala vizyondayken gitmelerini öneririm.

20 Haziran 2014 Cuma

Balyoz denen ucube

Bugün benim bayramım. Tutsak askerlerimiz kurtuldu. Vicdanımızın hiçbir yerine sığdıramadığımız ucube Balyoz Davası çöktü. Onurlu esir subaylarımız nihayet mavi gökyüzüne kavuştu.

Hasdal'da ziyaret ettiğimiz Deniz Kurmay Albay'ımızın sevinci şimdi benim ve ailemin de sevinci. Çok şükür.

Yurt sevgisiyle dolu onurlu esir subaylarımızın yaşadıklarına sebep olanlar, ya da sessizce seyirci kalanlar içinse söylenebilecek tek şey :

"Zulüm ve işkenceye kıllarını kıpırdatmadan seyirci kalan eğitimli kişiler; körlükleriyle mi aşağılıktır, yoksa vicdanlarıyla mı, bilinmez..."

George Orwell


6 Haziran 2014 Cuma

Karanlıkta Diyalog

Sıradışı bir deneyim yaşadım geçtiğimiz hafta : Gayrettepe Metro istasyonunda “Karanlıkta Diyalog”. İstanbul’a geldiğini duyduğumdan beri gitmek istediğim bir etkinlikti , bitmeden gitmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Normalde 20 Haziran’da bitecek , ancak telaşlanmayın , kısa bir aradan sonra tekrar açılacakmış , uzatılmış.


Dünya üzerinde 130 kentte 7 milyondan fazla insana ulaşmış bir deneyim Karanlıkta Diyalog. Gayrettepe metro istasyonunda, çok geniş bir alanda, zifiri karanlıkta görme engelli bir rehber eşliğinde hiç görmeden, baston yardımıyla ve rehberin sesini takip ederek İstanbul’da geçen bir günün 90 dakikasını yaşıyorsunuz : tramvaya biniyorsunuz, markete gidip sebzelere, meyvelere dokunuyorsunuz, vapura biniyorsunuz, caddelerde karşıdan karşıya geçiyorsunuz.  Parkta dolaşıyorsunuz , apartman kapısına dokunuyorsunuz , sinemaya gidiyorsunuz (filmi seyretmiyor, dinliyorsunuz) ve en sonunda bir kafede içecek siparişinizi verip soluklanıyorsunuz. Bütün bunları tümüyle karanlıkta, baston yardımıyla , ses takip ederek ve etrafınızdaki nesnelere dokunarak yapıyorsunuz. Görme dışındaki duyularınızı her zamankinden çok daha fazla kullanarak.


En başta zifiri karanlıkta, labirent gibi bir alana dalıveriyorsunuz. Sabah kalkar kalkmaz ilk iş perdeleri sonuna kadar açan , sürekli ışıkları açık tutarak karanlığa bir saniye dayanamayan benim için birdenbire kopkoyu bir karanlığa dalmak başta biraz ürpertici ve endişelendirici oldu . Solumdaki duvara neredeyse yapışarak ilerlemeye başladım , neyse ki tedirginliğim kısa sürdü, 5-10 dakika sonra karanlığa alışmıştım. Rehberler samimi ve sıcakkanlı , güven verici sesleriyle karanlıktan korkmamanızı sağlıyorlar. Sorduğunuz her soruya sabırla ve samimiyetle cevap veriyorlar.

Sadece 90 dakikada bile birlikte gittiğiniz arkadaşlarla aranızdaki bağ kuvvetleniyor sanki. “Sesime doğru gel , burada bank var” diyerek karanlıkta yolunuzu bulmanıza yardım eden arkadaşınıza her zamankinden daha büyük bir sevgi ve güven duyuyorsunuz. Ben öyle hissettim en azından. İnsan yanında sevdikleri olursa karanlığa bile katlanabilir diye düşünüyorsunuz. Sevgisiz bir ortamda ise gün ışığı altında karanlıklara boğulabilirsiniz.

Bizim rehberimiz sonradan görme engelli olmuş , nasıl olduğunu soramadım , kaza diye tahmin ediyorum. Artık göremeyeceği gerçeğiyle nasıl başettiğini kısaca anlattı bize. Gerçek bir hayat dersiydi. Kendisiyle nasıl pazarlık ettiğini, görememeye katlanmak için kendisiyle nasıl uğraştığını , son derece zor bu durumda kendisini nasıl eğittiğini, hayata nasıl tutunduğunu. Bu nasıl bir azim ve irade diye düşündüm.  Sonsuz saygı duydum.

“Karanlıkta Diyalog” ile görememenin, elinizdeki bastonla ürkek adımlarla ilerlemenin, sesleri takip ederek , el yordamıyla  bir yerlere ulaşmaya çalışmanın ne demek olduğunu kısa bir süreliğine, birazcık da olsa anlar gibi oluyorsunuz. Tabi ki 90 dakikalık bir deneyimle, süre bitince aydınlığa kavuşacağınızı bilerek görme engellileri tamamen anlamamız mümkün değil. Yine de bu deneyim sonrası daha çok anlayabiliyorum yaşadıkları zorlukları. Mutlaka gidilesi bir etkinlik. Kesinlikle tavsiye ediyorum.




21 Mayıs 2014 Çarşamba

Esir Subaylar - Hasdal

Bu ülkede haksız yere mahkumiyetle karartılan hayatların en iç acıtıcı örneklerindendir Balyoz hükümlüsü denizciler. Masumiyetlerini kanıtlamak için çırpınan bu insanlara ve ailelerine yapılan haksızlık inanılmazdır. Bir polis fezlekesiyle tutuklandılar ve hapse tıkıldılar , okulları derecelerle bitirmiş , aklı başında , pırıl pırıl insanlar.


Balyoz davası sahte belgeler üzerine kurgulanmış bir kumpas. Birleşmiş Milletler’in Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu tarafından da tespit ve tasdik edilmiş pek çok hukuksuzluk mevcut. Ancak sözümona seçkin aydınlar sahte belgelerle üretilen bu davayı, askeri vesayetten kurtulma ve demokrasi hamlesi olarak değerlendirip alkışladılar. 

Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil Ekim 2013 tarihinde bir kampanya başlattı: Er Mektubu Görülmüştür kampanyası. Balyoz tutuklularına ulaşmak, destek olmak isteyen okurlar Yılmaz Özdil’e adreslerini iletecekti,  iftira mağduru Balyoz hükümlüleri de yaşadıklarını ve karşılaştıkları hukuksuzlukları adreslerini bildiren insanlara mektupla anlatacaktı. Benim adresim Hasdal’da 3 senedir mahkumiyet çeken bir Deniz Kurmay Albay’ına ulaştı. Ocak ayında, büyük bir içtenlikle, son derece düzgün bir dille yaşadıklarını anlattığı bir mektup ulaştı bana.

Desteğimiz için teşekkür ederek başlıyordu mektubuna . Haksızlıklar , iftiralar sonucunda içine düşmüş oldukları bu durumdan en çok ailesinin, çocuklarının etkilendiğini anlatıyordu. Hasdal’a ilk geldiği andan itibaren onu en çok üzense Türk Milleti’nin bağrından çıkan Silahlı Kuvvetlerin seçkin subaylarının içine düşürüldüğü bu duruma sessiz kalınmasıydı.

Yargılandığımız mahkemeyi ısrarla talep etmemize rağmen halka açık yapmadılar. Davayı sizden kaçırdılar. Attığımız çığlıkları sizlere duyurmadılar. Basını taraflı kullandılar. Biz de sessiz çığlığımızı sizlere farklı yollarla ulaştırmaya çalıştık. Sanırım başarılı olduk da.”

Mektubunun sonundaki dileğiyse Balyoz hükümlülerine yapılanlarla ilgili isyanımı iyice ayaklandırıyor : “Ben üçüncü yılbaşına ailemden ayrı , dostlarımla birlikte demir parmaklıklar arasında giriyorum. Umarım bu son olur …” Mektubun ekinde ise tüm Balyoz iftirası mağduru subayların ortak bir bildirgesi vardı , şöyle başlıyordu:

Bizler, Balyoz iftirasından mağdur subaylarız. Bize üzülmenizi değil , sadece gerçekleri bilmenizi istiyoruz. Bizi sizin adınıza, Türk Milleti adına yargıladılar ve sizin adınıza ceza kararları verdiler. Sizin adınıza yargıladılar ama bu davayı sizin gözünüzden kaçırmak için de herşeyi yaptılar. Mahkemeyi İstanbul’dan 90 km. uzaklıkta , Silivri Cezaevinin içinde spor salonundan bozma bir yere kurdular. Duruşmaların televizyondan canlı veya banttan yayınlanması talebimizi kabul etmediler. Biliyorlardı ki , bir tek celsenin dahi sizin tarafınızdan izlenmesi , çıplak gerçeği görmenizi ve davanın kocaman bir yalandan ibaret olduğunu anlamanızı sağlayacaktı.


Mahkemenin nasıl cereyan ettiğini anlamamız için verdileri örneklerle devam ediyordu bildirge , ayrıca “Balyoz Davasında Çarpıcı Gerçeklerden Seçmeler” başlıklı bir de ek vardı. Yazının sonunda görebilirsiniz.

Mektubu ve ekindeki bildirgeyi okurken bu büyük iftiranın kararttığı hayatları düşündüm. Bizler günlük hayatımızı güllük gülistanlık sürdürüp bazen ufak tefek aksiliklere bile takılabilirken iftiralar üzerine hüküm giyen subaylar ve onların ailelerinin yaşadıkları…akıl almaz , vicdana sığmaz.

Hasdal cezaevini aradım ve mektuplaştığımız Albay’ın ismini vererek ziyaret etmek istediğimizi söyledim. Telefonda ziyaret için yapılması gerekenleri sordum , anlattılar sağolsunlar,  önceden dilekçe ile başvurmak gerektiğini ve yapılması gerekenleri. Bu arada Esir Albay’ımızla tekrar mektuplaştık, yaşadıklarına rağmen gösterdiği sabrı ve bir mektupla bile mutlu olabilmesini çok takdir ettik, ziyaretimizi bir an önce gerçekleştirmek için sabırsızlandık.  “Balyoz Davası denen ucube, hayatımın büyük bölümünü değiştirse , hatta uzun yıllar uğraşı vererek elde etmeye çalıştığım geleceğimi elimden alsa da benim sizleri tanımamı  dolayısıyla kocaman bir aileye sahip olmamı sağladı. İyi tarafından bakmak lazım hayata…”.


Salı, Perşembe istisnai görüş kapsamında  - dilekçeler kabul edilirse - Hasdal’a ziyaret yapılabiliyor , biz de ziyareti ayarladığımız günün sabahı Hasdal’a gittik. Gerekli kontrollerden ve ibrazlardan sonra cezaevi aracıyla ziyaret mahaline götürüldük. 8 tane cam bölmenin ayırdığı paravanlı kapalı görüş yerinde ilk kez göreceğimiz , sadece adını bildiğimiz hükümlü Albayımız cam bölmenin arkasına geldi, sanki önceden tanışıyormuşçasına son derece candan ve güleç karşıladı bizi. El ayalarımızı cama yapıştırarak selamlaştık.

Hal hatır sorduktan sonra yaşadıklarını konuşmaya başladık, herşeye rağmen dirayetliydi , yüzü hep gülüyordu ve böyle bir kabustan bile teselliler çıkarmasını beceriyordu. “Denizaltında çalıştım ben, aslında hapis o kadar da berbat değil , denizaltına kıyasla daha bile yaşanılır bir yer , ama ailem için çok zor. Bir de tabi böyle bir haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalıp boşuna hapis yatmak.”

Ziyaret bittiğinde işimize dönerken en büyük dileğim Hasdal’a bir daha ziyaret için değil , tahliye anındaki coşkuyu yaşamak için gitmekti. Balyoz hükümlülerinin başvuruları uzun zamandır yüksek mahkemenin önünde. Anayasa Mahkemesi bir an önce kararını açıklasın diye neredeyse nefesimizi tuttuk, bekliyoruz, denizaltında unutulmuş gibi hapislerde unutulmuş Esir Subaylarımız kurtulsun diye. O gün bayramımız olacak.

Balyoz Davasında Çarpıcı Gerçeklerden Seçmeler

-Kanıt olarak öne sürülen dijital dosyaların (Microsoft Word programı kullanılarak oluşturulmuş, çıktısı alınmamış, ıslak, kuru veya elektronik imza ile İMZALANMAMIŞ bilgisayar dosyaları)  sahte olduğu ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi, Yıldız Teknik Üniversiteleri dahil, ülkemizin en saygın üniversiteleri ile ABD ve Almanya’daki adli bilişim uzman kuruluşlarından alınan 30 bilirkişi raporu ile kanıtlanmıştır. Fakat bu bilirkişi raporları ile savunmalarımıza mahkeme kararlarında yer verilmemiştir.

-Mart 2003’de kaydedilmiş ve kapatılmış bir CD’ de yer alan dijital dosyalarda 2007 yılında piyasaya sürülen Office 2007 uygulamasına ait yazı karakterleri bulunduğu Microsoft Firmasının Mahkemeye gönderdiği resmi yazı ile kanıtlanmıştır.

-Türkiye’nin taraf olduğu ve yetkisini 5 Ağustos 2006 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzalı Bakanlar Kurulu Kararı ile tanıdığı BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, şikayetimiz üzerine Türkiye’nin resmi yanıtını aldıktan sonra verdiği kararında; ”Mağdurların keyfi olarak tutuklandıklarını, savunma haklarının yok sayılarak adil yargılanmadıklarını ve bu uygulamanın ağır insan hakları ihlalleri olduğunu” tespit etmiş ve Türk Hükümeti tarafından “Keyfi tutuklamanın sona erdirilmesi ve ihlallerin iç hukuk yolları ile düzeltilmesini” talep etmiştir.

-Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, eski AİHM Yargıcı Milletvekili Rıza Türmen, Türk Ceza Kanununun hazırlık çalışmalarına iştirak eden Başbakanımızın hukuk danışmanlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, eski Yargıtay Başsavcıları Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu da dahil olmak üzere hukukçularımız ve Barolarımız Balyoz Davasında yargılamanın adil olmadığını, Mahkemenin değerlendirmelerinde önemli hukuka aykırılıklar ve hatalar olduğunu ifade etmişlerdir.

-Yargılandığımız Mahkemenin Başkanı 12 Eylül 2010 halk oylaması sonrasında teşkil eden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yargılama başladıktan altı ay sonra duruşmalar başlamadan iki gün önce değiştirilmiştir. Temyiz sürecinin yapıldığı Ceza Dairesinin Başkanı 24 Ekim 2011 tarihinde bu göreve seçilmiş, üyelerden birisi 24 Ocak 2011 tarihinde diğer üç üye ise 24 Şubat 2011 tarihinde HSYK tarafından Yargıtay Üyesi olarak seçilmişlerdir.

-2007 model bir arabanın 2003 yılında kaza yaptığına inanabilir misiniz?

-Bir deniz subayının dijital belge oluşturduğu iddia edilen tarih ve saatte su altında dalışta olduğunu mahkemede TRT görüntüleri ile ispatladığını, buna rağmen hüküm aldığını,

-03 Ocak 2003 tarihinde Aksaz/Marmaris Deniz Üssünde subayların bir araya gelerek darbe hazırlığıyla ilgili bir toplantı yaptıkları iddia edilmişti. Oysa o tarihte, adı geçen bir subayın yurtdışında büyükelçimiz ile çekilmiş fotoğrafı bazı gazetelerde yayımlanmış olduğunu,

-Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhında 13 Aralık 2002 ve 02 Ocak 2003 tarihlerinde yasadışı toplantıya katıldıkları iddia edilen bir subayın yurtdışında diğerinin ise ameliyat sonrası istirahatli olduğunu,

-Dijital olarak 2003 yılında hazırladığı ileri sürülen bir yazı içerisinde, TSK personel Kanununun 2005 yılında TBMM’ de değiştirilmiş halinin yer aldığını,

-Değeri yüz milyar dolarla ölçülen İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının iki havacı subay ile kontrol altına alınmasının planlandığı iddia edilmiş, subaylardan birisi 16 yıl ceza alırken diğerinin ifadesinin dahi alınmadığını,

-Açık hapishane olarak kullanılacağı iddia edilen Fenerbahçe Stadyumunda bir F-16 uçağının gardiyan görevi yapacağını,

-Komutanını tutuklamakla görevlendirildiği iddia edilen bir subayın görev aldığı iddia edilen tarihte lenf kanseri ameliyatı olduğunu ve hastanede yattığını resmi belgelerle kanıtlamasına rağmen hüküm aldığını biliyor musunuz?

9 Mayıs 2014 Cuma

Kitap Tavsiyesi - Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir

Merhaba,

Bugün bir kitap tavsiye etmek istiyorum size. 


Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir benim son aylarda en çok keyif alarak okuduğum romanlardan biri oldu. Elimden düşürmeden, neredeyse bir solukta okudum. Bolca diyalog içeren romanları seviyorum. Özellikle bu romanımızda olduğu gibi, diyolaglar akıcı ve mizahi olunca okur da romanın içine rahatlıkla giriyor.

Sezgin Kaymaz , IRO (İlle de Roman Kitap Klübü) vesilesiyle ilk kez okuduğum yazarlardan biri. Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir ise yazarın ilk romanı. Kahramanımız Musa, Uzunharmanlar mahallesinde bir bekâr evi kiralar.Daha ilk geceden dehşete düşer çünkü evin çeşitli yerlerinden sesler gelmekte , ışıklar kendiliğinden yanıp sönmektedir. Çocukluğumdan bu yana perili ev masallarına bayılırım , gördüğüm her metruk eve gizem yuvası olarak bakarım. Haliyle romanın konusu benim için çok cazibeli. Ürpertici, merak kışkırtıcı.

Romanın büyük bölümü , Musa ile kiraladığı evdeki gizemli kadının yani Misafir’in diyaloglarından oluşuyor. Bu konuşmalardaki dil bazen bolca argolu ,bazen bilgece. Her zaman akıcı. Sürekli tazelenen çaylar eşliğinde süregelen bu diyaloglar okurun merakını hep ayakta tutuyor. Zaman zaman Musa evden çıkıp komşularla görüşüyor ve sohbet ediyor. Komşular da evdeki “Misafir” gibi esrarengiz, Musa hangi komşuyla konuşsa bir “denklem” muhabbetidir gidiyor. O ise tam ortasına düştüğü gizemi çözmeye çalışıyor sürekli. Okur da onunla beraber kendisini kaygan bir zeminde hissediyor, bir şeyler dönüyor ama ne?

Daha en başından hep sonu merak edilen romanlardan biri Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir. Her bir işareti “bu sonra acaba nereye bağlanacak” diye düşünerek aklımın bir kenarında tutmaya çalıştım. Kitabın finaline geldiğimde ise beklediğim hazzı alamadım. Biraz eğreti bir son olmuş hissine kapıldım. Gayet zekice kurgulanmış diyaloglar yine çok zekice kurgulanmış bir son beklentisi yaratıyor. Ancak mantık hataları finali malesef biraz zayıf bırakıyor.

Sonunu çok beğenmesem de çok sürükleyici bulduğum ve elimden bırakamadığım bir kitaptı. Musa ve Misafir arasındaki diyaloglar sayesinde zevkli bir okuma oldu. Gizemle, sırlarla , filozof gibi konuşan esrarengiz karakterlerle bezeli bu akıcı romanı bir demlik çay eşliğinde , hiç sıkılmadan bir solukta okuyabilirsiniz.

sezgin kaymaz