4 Nisan 2013 Perşembe

Bu da Geçer Yahu

Blog yazmaya karar verdiğimde aklıma ilk gelen isim Bu da geçer yahu idi. Henüz 2 seans kemoterapi almıştım ve daha yolun başındaydım. Zor bir dönemdi ama yaşadıklarımı ve tavsiyelerimi paylaşırken ne benim, ne de okuyanların içi daralsın istiyordum. Dolayısıyla en başta bloğun isminin umut veren bir başlık olması gerektiğini düşündüm ve aklıma hemen “Bu da geçer yahu” geldi. 

Eskiden de bildiğim bir sözdü ama “Bu ne güzel, ne umut verici bir sözmüş” diye üzerinde düşünmem bundan yaklaşık bir sene önce Zülfü Livaneli’nin Leyla’nın Evi kitabını okurken karşıma çıkışında oldu. Birinci Dünya savaşı sonrası İstanbul işgal altında iken insanlar evlerine, dükkanlarına bu sözün yazılı olduğu levhaları asarmış. Tabi Osmanlıca olduğu için işgal askerleri bu yazıyı bir çeşit dua sanarmış. İstanbul’lular bir parola gibi, astıkları levhalarla işgali sessizce protesto edermiş. Umutlarını yitirmemeye çalışırlarmış.

Neler neler geçmiyor ki hayatımızda. Unutamam dediğimiz ne çok şeyi unutuyoruz. Unutmasak bile etkisi hafifliyor, eskiden olduğu gibi içimiz acımıyor düşünürken. Mutsuzluklar, acılar geçici olduğu gibi, başarı, gençlik, mutluluk da geçici olabiliyor, aşağıdaki hikayenin anlattığı gibi. Biz yine de umalım ki iyi, güzel şeyler geçici olmasın hayatımızda, sadece kötü anlar su gibi akıp geçsin.

Bugünün hikayesi: Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye varir... Karşısına cıkan insanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatacak yer verecek birileri olup olmadigini sorar.
Köylüler, dervişe, kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söylerler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, yolda birkaç köylüye daha rastlar.
Onların anlattıklarından, Şakir'in, o yörenin en zengin kişilerinden biri olduğunu öğrenir. Bölgedeki ikinci zengin ise, Haddad isimli bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır. İyi misafir edilir, yer, içer ve dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönülleri zengin insanlardır.
Sonra tekrar yola koyulma zamanı gelir ve derviş Şakir'e ve ailesine teşekkür ederken, "Böyle zengin bir insan olduğun icin hep şükret." der. Şakir'den ise şöyle bir yanıt alır: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz... bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir... bu da geçer...".
Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra, bu yanıt üzerine uzun uzun düşünür. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, dervişin yolu yine aynı yöreye düşer. Şakir' e uğrayıp, ziyaret etmek ister.
Yolda karşılaştığı köylülerle konuşurken, köylüler:"Haaaa o Şakir mi?.. o iyice fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor..." derler.

Derviş, hemen Haddad'in çiftliğine gider. Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır. Üzerinde eski püskü giysiler vardır. Geçen süre içindeki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi barkı yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için, tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'in yanında çalışmak zorunda kalmıştır. Bu süre zarfında Şakir ve ailesi, Haddad'a hizmetkarlık yapmaktadırlar. Şakir, Derviş'i, bu kez son derece mütevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır.

Derviş, vedalaşırken, Şakir'e olup bitenlerden ne kadar çok üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den şu yanıtı alır: " Üzülme, unutma, bu da geçer..."

Derviş, gezmeye devam eder ve aradan uzun yıllar geçtikten sonra, yolu yine aynı bölgeye düşer. Öğrendiklerinden şaşkına döner. Bir süre önce ölen Haddad, ailesi olmadığından, bütün varını yoğunu, en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır. Kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine o yörenin en zengin insani olmuştur. Derviş, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar çok sevindiğini dile getirdiğinde yine aynı yanıtı alır: "Bu da geçer..."  Birkaç yıl sonra derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepe gösterirler. Tepede Şakir'in mezarı vardir ve mezar taşında şöyle yazmaktadır: "Bu da geçer".
Derviş, üzgün bir şekilde, "Allah Allah, ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl, derviş, Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortalıkda mezar falan kalmamıştır. Büyük bir sel gelmiş, bütün tepeyi silmiş süpürmüş ve Şakir'in mezarından geriye hiç birşey kalmamıştır.

O yıllarda, ülkenin sultanı, kendisi icin çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük olacaktır ki, sultan mutsuz olduğunda umudunu tazeleyecek, mutlu olduğunda da, mutluluğun rehavetine kendini kaptırmasını, tembelliğe düşmesini önleyecektir.
Hiç kimse, sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapmayi başaramaz. Sultanın adamlari bir gün bilge dervişi bulurlar, yardım isterler. Sultan yüzüğe fena halde takmıştır.
Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazar. Kısa bir süre sonra, yüzük sultana sunulur. Sultan önceleri hiçbir anlam veremez; cünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya takılır gözü. Üzerinde biraz düşünür ve yüzü aydınlanır.
Büyük bir mutlulukla parlar gözleri. Sonunda tam da istediği gibi bir yüzüğü olmuştur.

Şu yazılıdır yüzüğün üzerinde: "Bu da geçer". (Kaynak : Ekşi Sözlük)


Hattat elinden çıkma bir “bu da geçer yahu” levhası…

6 yorum:

  1. Çok beğendim bu hikayeyi. Size çok dua ediyorum.
    Herşey geçecek ve siz yine Adım adım koşosundaki resminizde olduğu gibi amaçlarınız için koşacaksınız.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Yine koşacağım inşallah, daha iyi olmaya başladım bile :-) Sevgiler...

      Sil
  2. Birşeyi başarmanın yolu, öncelikle ona inanmaktır derler..

    YanıtlaSil
  3. I came over from Ebru's blog. I hope you can find all the strength you need in the people around you. Praying for you. Stay strong. Stay positive.
    hugs♥,
    Caroline

    YanıtlaSil
  4. Thank you so much :-) I was very lucky to have very nice people around me to give me hope and strength. And now I am getting better every day. Hugs :-) Yasemin

    YanıtlaSil